Nöroterapi’de amaç, QEEG ölçümü ile saptanan beyin çalışma anormalliklerini düzeltmektir.
QEEG’de amaç, bir bilgisayar programı aracılığıyla alınan ölçümleri (EEG çekim sonuçlarını) analiz etmektir. Analizin en önemli özelliği, çekimi yapılan kişinin verileriyle aynı yaşta olan normal kişilerin verilerinin karşılaştırılmasıdır. Sonuç olarak normalden ne kadar sapma olduğu anlaşılır.
Nöroteapi seanslar halinde uygulanır. Her seans 30 dk.sürer. QEEG sonucuna göre, örneğin kafanın tepe noktasına seans uygulanacak diye düşünelim. Tam o noktaya yapıştırıcı bir madde sürülerek elektrot adı verilen küçük bir metal alıcı yerleştirilir. (cilde yapıştırılır) Bu elektrot sürekli olarak beynin o bölgesinin çalışma özelliklerini ölçer. Bu ölçümler, bir monitör aracılığıyla seans alan kişiye gösterilir.
Beyin sürekli olarak aynı biçimde çalışmaz. Beynin ürettiği dalgalar azalıp artan özelliklere sahiptir. Bu azalma ve artma sırasında normale en yakın çalışma durumunda aletten bir ses çıkar. Bu ses beyni, doğru çalışma yöntemini gösterir biçimde telkin eder.
Aynı bölgeye uygulanacak seans tekrarlarıyla beynin ilgili bölgesine doğru çalışma yöntemi öğretilir.
NEDEN NÖROTERAPİ ?
Beyin çalışması; hücreler içinde elektriksel, hücreler arası kimyasal yollarla gerçekleşir. İlaçlar kimyasal yollara etkilidir. Nöroterapi ise beynin elektriksel çalışma yöntemi üzerinde etkilidir. Nöroterapi, beyin çalışma özelliklerine rehberlik ederek, beyine doğru çalışma yöntemini gösterir. Bu olay esnasında kontrol tamamen beyindedir. Oysa ilaç alımlarında beyin kontrolü yoktur. İlaçlar kan aracılığıyla beyine ulaşarak etkilerini doğrudan gösterir. İlaçların etki süreleri geçince tekrar başa dönülür. Oysa nöroterapi yönteminde beyin, her seansta yeni bir kazanım elde eder. Bu kazanımların birikimi sonucu, beyin normal çalışma yöntemine kavuşur. İlaçların bunu sağlaması olanaksızdır.
İlaca bağlı tedavi yöntemleri, nedene değil sonuca yöneliktir. Örneğin şeker hastalığında kullanılan ilaçlar kan şekerini normal sınırlar içinde tutmaya çalışır. Şeker hastalığının nedenini ortadan kaldırmaz. Hipertansiyon, migren, depresyon, epilepsi gibi pek çok kronik hastalıkta durum aynıdır. Migren atağında ilaçlar baş ağrısını kesebilir ancak hastalığı ortadan kaldıramaz.
Beyin, vücudu yönetir. Bu yönetimde ortaya çıkan bozukluklar, uzun süreli olan hastalıkların esas nedenidir. Neden ortadan kaldırılamadan hastalıklar düzeltilemez. Nöroterapi, doğrudan nedene yönelik bir tedavi yöntemi olması nedeniyle geleceğin tıbbi anlayışının öncüsü durumundadır.
Güncel tedavilerin ilaçları ön plana alan anlayışı sonucu yeni gelişen yöntemlere uyum sağlamada zorluk yaşadığı gözlenmektedir. Bu nedenle, yurt dışında 40 yılı aşkın bir süredir uygulanan nöroterapi, ülkemizde halen yeterince yaygınlaşmamıştır. Hekimlerde önemli zihniyet değişikliğine yol açmasına neden olan bu yöntemin ülkemizde henüz tanınmaması hem hastalar hem de hekimler açısından bir kayıptır.
TEDAVİ ALANLARI
Teorik olarak, beyin çalışma bozukluğu sonucu gelişen tüm hastalıklarda uygulanabileceği söylenebilir. Olayı beyin hastalıkları olarak değerlendirdiğimizde, yapılan çalışmalar sonucu; migren, depresyon, anksiyete, epilepsi, demans, kronik tinnitus (kulak çınlaması), kronik vertigo (baş dönmesi), dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü, unutkanlık, zeka geriliği gibi hastalık ve yakınmalarda başarılı sonuçların alındığı görülmektedir.
KİMLERE NÖROTERAPİ ÖNERİLİR?
Uzun süreli yakınmaları olan, ilaçlarla derdine çare bulamamış kişiler nöroterapiden fayda görürler. Kısa süreli ve geçici yakınmalar için nöroterapi önermek doğru olmayacaktır.
NÖROTERAPİ GEÇMİŞİ
1924 yılında Hans Berger, bir çift elektrot ile ilk EEG kayıtlamasını gerçekleştirdi. 1932'de G.Dietsch, adı sonradan QEEG olan ilk dalga analiz yöntemini uyguladı. 1968 yılında Joe Kamiya, alfa dalga gücünün (amplitüd) istemli olarak kontrol edilebileceğini ve anksiyete bozukluklarında faydalı olabileceğini bildiren çalışması yayınlandı. İlk nöroterapi uygulaması olan bu yayın, kimi bilim çevrelerini etkileyerek yöntemin yaygınlaşmasını sağladı.
Günümüz nöroterapi uygulamalarının yaygın ve etkili bir yöntem olmasını sağlayan çalışmaları, 1970'li yıllarda Barry Sterman ve Joel F Lubar gerçekleştirmiştir. İki kulağı birleştiren hayali çizginin altında kalan beyin bölgesi sensorimotor korteks adıyla anılır. Buradan yapılan kayıtlamalarda 12-15 Hz. arasında kalan beyin dalgalarına sensorimotor ritim (SMR) adı verilir. Anılan iki bilim adamı, SMR gücünü arttırıcı nöroterapi yöntemini kedi ve maymunlara uygulamışlar ve hayvanların epilepsi nöbetlerine karşı daha dayanıklı olduklarını göstermişlerdir. Ardından uygulamayı epilepsi hastalarında yapmışlar, nöbet sıklığında ve ilaç dozunda azalmalar gözlemişlerdir.
Bu başarı çalışmaların ardından yapılan daha geniş çalışmalar sonucu ilaçlara dirençli epilepsi hastalarının nöbet sayılarında ortalama %70 azalma gözlenmiş. Lubar, 10 yıl boyunca uyguladığı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu çalışmalarında %80 başarı sağlamıştır.
Nöroterapi, 1980'li yıllardan sonra dünyaya yayılmış ve kendi içinde çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Halen onlarca farklı nöroterapi cihazı üreten firma, yaygın olarak kullanılan 5 ayrı QEEG programı, 2 adet kabul edilmiş bilimsel yayın organı, 3 ayrı bilimsel dernek, 4 ayrı grubun gerçekleştirdiği uluslararası kongreleriyle yaygınlığı gün geçtikçe artan bir tedavi yöntemi olmuştur.
UYGULAMA YÖNTEMLERİ
Nöroterapi 30 dk. süren seanslar halinde uygulanır. Haftada en az 4, en fazla 18 seans uygulanabilir. Seans sayısı QEEG sonucuna göre belirlenir. Kimi özel durumlarda seans sayısının önemi olmayıp sürekli seans halinde terapi verilebilir. Örneğin 15 aylık; başını tutamayan, kol ve bacaklarında istemli hareketi olmayan, cisimleri takip etmekte zorlanan, gelişme geriliği olan bir çocuğa günde 4-8 saat nöroterapi uygulanabilir.
Nöroterapi aletine bağlı olan 3 ya da 5 adet elektrot kafaya bağlanarak sürekli kayıt sağlanır. Aletin diğer ucu bilgisayardadır. Çalışılan bölgenin ölçümleri bir grafik ya da animasyon halinde kişiye monitörde gösterilir. Beyin dalgalarının hareketine göre animasyon hareket eder. Olması gereken dalga hareketine en yakın değer "eşik" olarak belirlenir ve eşik değer yakalandığında aletten çıkan ses, olumlu geri besleme (pozitif feedback) olarak beyni telkin eder. Saptanan eşik değer, beynin gösterdiği başarıya göre her seans başında ya da seans sırasında tekrar ayarlanabilir. Eşik değer normal çalışma düzenine geldiğinde beynin normal çalışma düzenini öğrendiği görülür. QEEG çekimi tekrarında seansların başarısı takip edilir.
Diğer bir nöroterapi yöntemi HEG'dir (hemoensefalografi). Amacı, başa bağlanan bandın içinde yer alan kızılötesi ışın kaynağı ile beyin ön bölge kanlanmasını ölçerek arttırmaktır. Bu yöntemde de geri besleme özelliği kullanılır. Seanslar ile artan kanlanma oranı, metabolizma ürünlerinin daha hızlı biçimde uzaklaştırılmasını sağlayacak, daha çok oksijen ve gerekli maddelerin ulaştırılması ile beyin ön bölge hücrelerinin daha etkin çalışması sağlanacaktır.
GÜNCEL NÖROTRAPİ
Amerika Birleşik Devletlerinde başlayan ilk nöroterapi uygulamaları, 30 yıldan bu yana nöroloji, psikiyatrist ve psikologlar tarafından birçok ülkede ilgi görmektedir. QEEG öncülüğünde uygulanan nöroterapinin yan etkisi yoktur. Teorik olarak beyin çalışma bozukluğu gösteren ya da QEEG sonucunda anormallik saptanan her olguda uygulanabilir. Epilepsi, migren, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, şizofreni, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji sendromu, otizm, depresyon, Parkinson, anksiyete bozuklukları (panik atak, obsesif konpulsif bozukluklar, travma sonrası stres bozukluğu vb.), Alzheimer hastalığı gibi nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarda yapılan ve yayınlanan başarılı çalışmalar bulunmaktadır.
NASA'da astronot ve pilotların dikkatlerini arttırmak için, iş ve okul performansı arttırmada, müzisyenler de performans arttırmak için kullanılmış, başarılı sonuçlar alınmıştır. Halen dünyanın hemen her ülkesinde uygulanmaktadır. Kimi uygulayıcılar sadece nöroterapi yapmakta, diğer hekimler tedavi yöntemlerine nöroterapiyi de eklemektedir. NASA'nın nöroterapiye gösterdiği ilgi, yaygınlaşmasında önemli etkisi olmuştur.
Nöroterapi, beyin çalışma duyarlılıklarını düzeltebilen bilimsel bir yöntemdir. Dışarıdan hastaya herhangi bir uyarı verilmez. Uygulama sırasında ağrı hissedilmez. Aşırı sinirli, dikkati dağınık, uykusuzluk çeken, baş ağrıları olan kişinin nöroterapiden çok fayda gördüğü ve bu yakınmalarına eşlik eden hipertansiyon ve kan şekeri sorunlarının da düzelebildiği görülmektedir. Çünkü nöroterapi ile beyin ön bölge duyarlılığı azaltılarak, hem beynin hem de vücudun daha iyi kontrolü sağlanabilmektedir.
Hastalıklarda, beyin hücrelerinin çalışma özellikleri etkilendiğinden yeterli düzeyde nörotransmiter yapılamaz. Psikiyatri ve nöroloji tedavi yöntemlerinde kullanılan ilaçlar, iki beyin hücresi arasında iletişimi sağlayan nörotransmiterlerin oranını etkiler. Görüldüğü gibi asıl sorun hücrelerin çalışma özelliklerinin bozulmasıdır. Bozulan hücrelerin yapamadığı maddeleri dışardan vermek, sorunu çözmeyecek, sadece geçici iyilik hali sağlayacaktır.
Çin atasözünde belirtildiği gibi; aç olana balık verme, balık tutmayı öğret
Nöroterapi yönteminde, aç olan beyin hücrelerine nasıl balık tutması gerektiği öğretilir. Oysa ilaçlar, beyin için birer balık olma özelliğinde bile değildir.
Beyin çalışma bozukluklarıyla ortaya çıkan hastalıklar, öğrenme modelli tedavi yöntemleriyle düzeltilerek, kalıcı etkiler sağlanabilir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder